İSLAM TASAVVUFUN’DA DİYALEKTİK ? – mehmet özgür ersan

 

Anadolu’nun ve onu etkileyen çevre coğrafyaların yani Doğu’nun Büyük Devrimci Önder ve Düşünürlerinin hayatı,fikirleri ve mücadelesi üzerine kurulmuştur.
Doğu Kültürü derken 16-17.yüzyılların öncesindeki Arap,Fars,Türk,Hint ve Çin Uygarlıklarını kastettiğini hemen belirtmemiz gerekiyor.Doğu kavramı Aydınlanma sonrası Avrupa’nın belirlediği bir kavramdır.En fazla 500 yıllık bir tarih kesitini anlamlandırmaktadır.Nasıl dünün toplumları için Doğu ve Batı kavramı bir anlam içermiyorsa geleceğin toplumları içinde bir anlam ifade etmeyecektir.
Avrupamerkezci bakış Doğu Toplumlarının Ütopya üretemediğini iddia eder.bu tamamen yanlış bir kavrayıştır.Örneklerini biraz sonra vereceğimiz gibi aslında Avrupa Avrupa olmazdan evvel Doğu Toplumları kaynağını Doğu Masallarına dayandırdıkları birçok ütopya üretmiştir.Öncelikle Ütopya nedir diye sorarsak . “..en iyi tanım sözcüğün kökeninde ,yani Grekçe’sinde yatıyor: ‘olmayan yer’.Fakat bu ‘hiç olmayacak yer’ olarak anlaşılmamalı .Çoğu ütopya yazarı ve kurucusu ,eserlerini ,hiçbir zaman olamayacak bir şey olarak kurgulamıyor.Dolayısıyla her tasarım gibi ütopyaların da bugünle ve geçmişle bir tarih bağlantısı vardır ve tarihseldir.Ütopya yazarları ,yaşadıkları dönemin kendilerine rahatsızlık veren olgularından hareketle ,bu rahatsızlıkların yok olduğu bir toplum ve coğrafya tasarımı.(1)
Buradan açıkça algılanacağı gibi sınıfsız toplumdan sınıflı topluma geçişte insanoğlu eski güzel günlerin özlemiyle ilk günah ile cennetten kovulma yada Pandora’nın kutusunun açılmasıyla bütün kötülüklerin yayılması örneklerinde olduğu gibi hep kendini suçlamıştır. Bunun içinde ütopyasını geçmiş tarih kesitiyle ve Atlantis gibi ideal yarı masalsı uygarlıkların coğrafyasıyla özdeşleştirmiştir.Bütün bunlara rağmen ütopya bir yanıyla da gelecek tahayyülü de içerir aydınlanmayla birlikte insan aklının özgürleşmesi tarihi kavramının netleşmesi geçmişi yeniden diriltecek projelerin ortaya dökülmesi siyaset arenasında devrimci fikirlerin yıkıcı ve yenileyici çekiciliğiyle büyük toplum projelerine dönüşür.
“Ütopya bir gelecek tasarımı yapar,çoğu zaman ideal bir topulum projesi koyar;ama o projeye nasıl ulaşacağının üzerinde durmaz.tasarladığı yapıya atlayıverir.Siyaset bilim ve gelecek bilimi,olası süreçleri tartışır ve modeller kurgular.Ütopyada ise süreç yoktur;ütopya ,işte tüm özellikleriyle ordadır.
Kısacası,ütopya kavramını,geleceğe ilişkin ideal birey ve toplum projeleri (düşleri demek belki daha doğru) kurgulamak anlamında kullanıyoruz.”(2)
İlk Ütopya örnekleri Avrupa da her ne kadar Thomas Morus Utopia’sı(1516) Campanella (Güneş Ülkesi) Francis Bacon (Yeni Atlantisi) olarak bilinse de.Onlar kendilerini ünlü Antik Yunanlı Filozofu Platon’un Devlet’ ine dayandırarak yani M.Ö.500 civarından ilk ütopya yazılmış ve 2 Bin yıl sonra (Rönesans –Yeniden Doğuş ile birlikte) ütopya yeniden canlandırıldığını öne sürseler de Eski Çin kaynaklarında 2000 yıl önce Konfüçyüsün rituelleri ni anlatan Ritueller Üzerine Notlar adlı kitabından aktarılan şu sözler bize Doğunun da ütopyaları olduğunu kanıttırlar.
“Büyük yol izlendiğinde ,tüm dünya ortak mülk olur.En kudretli ve en faal olan lider seçilir;hakikat söylenir ve dirlik düzenlik sağlanır.Böylece insanlar yalnız kendi aileleri ve yalnız kendi çocuklarına çocukları olarak muamele etmekle kalmazlar.Yaşlılara yaşamlarının sonuna kadar sükunetle yaşayacakları ,gücü kuvveti yerinde olan adamlara çalışacakları ve gençlere kendilerini daha fazla geliştirecekleri bir yer bulmaya özen ve gayret gösterirler.Dul erkekler ve dul kadınların,yetimler,öksüzler ve çocuksuzların ve hatta hastaların ,bunların hepsinin iaşeleri toplum tarafından sağlanır.”(3).
Marx ve Engels tarihsel materyalist yöntemleriyle burjuva tarihçilerin bu Avrupa merkezci bakış açısını kırmaya çalışıp Asya Tipi Üretim Tarzı tespitleriyle bir başlangıç yaptıkları unutmadan doğuyu kültürsüz cahil diye suçlayan emperyalist zihniyet Irak’taki müzeleri soyarken aslında bir yanıyla da bütün dayanaklarımızı çürütmenin yollunu açmıştır.Bu unutulmamalıdır.Bu gün tarih ve ütopya yeniden tanımlanmalı gerekirse yeniden yazılmalıdır. “O halde ,tamamen Avrupalı toplumların tarihsel deneyiminden üretilmiş yöntem ve kavramlarla diğer toplumlara bakıp o kavramlar bulunulamadığında ‘yokmuş’ demek yerine;o toplumların kendi özgüllerinden yola çıkarak daha evrensel bir senteze ve daha gelişmiş ve kapsayıcı kavramlara ulaşmaya çalışmak gerekir.Elimizde başarıyla denenmiş bir de yöntem var:Tarihsel Materyalizm.”(4)

Doğuda toplumlarında ütopya olup olmadığına bakmak için bu toplumların siyası düşünce tarihine bakmak gerekir: “Çinli Komutan Sun Tzu ‘nun Savaş Sanatı (MÖ 400 civarı) Hintli Vezir Kautilya’nın Arthaşastra (MÖ 300 civarı) Selçuklu Veziri Nizamülk’ün Siyasetname(11 yüzyıl )adlı eserleri Konfüçyüsün çoğu öğrencileri tarafından derlenen (MÖ 500 civarı ) öğretilerine ,Hz.Muhammedin’in Kuran’ına ..Farabi ,İbni Sina ,Ebu Yusuf,El-Maturudi,El-Bağdadi,Gazali ,Tusi ve İbn Haldun’un ünlü eserlerine ,Koçi Beyin 16307da yazdığı Nasihatname’sine Hallac’ı Mansur’un Tavasin’e Şeyh Bedrettin’in Varidatı’na …”(5)

Kısaca Doğunun ütopyası vardır ve bu ütopyada biz öncelikle bizi ilgilendiren kısmı olan Anadolu ve Anadolu’ya yakın coğrafyada onu etkileyen devrimci önder ve düşünce adamlarını inceleyeceğiz.Anadolu’nun bir ilkler toprağı olduğunu tespit edip bu topraklardan kendi devrimimizin köklerini bulmaya çalışacağız.
“1204’te ,Batıya doğru ilerleyen Moğollar’ın önünden Müslüman aydınların Horasan,Bağdat,Hoy gibi kültür kentleri üzerinden Anadolu’ya akmaktadır.Bu geliş 1230’lara değin 25-30 yıl sürecektir.Bağdat’tan Şeyh Evhadü’d Din’i Kirmani;Kızı Fatma (Kadıncık Ana) ve müridi genç Nasiru’d Din Mahmud’la (Ahi Evren/Nasreddin Hoca) birlikte gelir,Kayseri’ye yerleşir:Hace( Anlatıcı) Bektaş Horasan’dan gelip Baba İlyas’a mürid olur.Mevlana Belh’den kalkıp Bağdat yoluyla Anadolu’ya aynı dönemde girer,Konya’ya yerleşir .Anadolu’da da aydınlar yetişir.Bunlar ,Baba İlyas, Baba İshak;Tapduk,Yunus ve Said Emre’ler,Aşık Paşa gibi Sufilerdir.”(6)

Anadolu’da bütün bir halkın çoluk çocuk kendi düzenlerini kurmak için ilk kalkışı ve dünyanın ilk “vatan savunması” olmuştur bunu biliyor muydunuz ? ; “Selçuklular,Türkmenler’in güçlendirdiği budun harketini önlemek için önderleri Baba İlyas’ı 1240’ta idam edince Anadolu’nun her yanından Türkmenler çoluk çocuk ayaklanır,Konya üzerine yürürken Hirıstiyan askeri takviyeli Selçuklu ordusu tarafından inanılmaz bir kırımla Kırşehir’de ,Malya Ovası’nda durdurulur.
Devleti ele geçirmek üzere yürürken can veren bu insan selinin Konya’daki gibi olmayan ütopik bir ‘doğru devlet’ düşü olmalı değil midir?”
“Yine 1241’de Moğollar Anadolu’ya da gelir.Kayseri’de Ahi Evren ile Eşi Fatma Ana ,Anadolu Ahileri ile birlikte dünyanın ilk ‘vatan savunması’nı yapar.Moğolları 15 gün Kayseri önlerinde zorlar.Bu savunmanın önemli özelliği ,ilk kez sahip Allah’ın mülkü için değil,insanın kendi öz vatanı için yapılmış olmasıdır.Ardından kendilerini sahip Allah’ın vekili sayan Selçuklu Sultanları,Konya ve Anadolu kapılarını direnmeden.açarlar.Selçuklu sultanları Moğol valisi konumuna düşer.” (7)
Kısacası Anadolu’da oluşan yeni kavramlar şunlardır;
“-Baba İlyas’ın idam edilmesi,ileride ulus hareketlerine dönüşecek olan bir budun bilincini,Türkmenlik/Türkmencilik bilincini ortaya çıkarmıştır.
-Bu bilinç ,Hace BektaşYunus Emre ve Aşık Paşa aracılığıyla dil bilincini oluşturmuş,o güne değin Farsça ve Arapça konuşan kültür dili Türkçe’ye dönüşmüştür.
-Kendini ‘kul’ gören,yarattığı en özgün yapıtları bile Tanrını kulu olarak,onun adına ve isteğiyle yarattığını düşünen,bu nedenle de o güne değin yapıtlarına imza koymayan insanoğlu ,Yunus’la her şiirine ,her yapıtına kendi öz işaretini ,imzasını koymaya başlamıştır.
-Tanrının sahibi olduğu ‘mülk’ün’,Ahi Evren,Şeyh Nasiru’d Din Mahmud’un vasiyetnamesi “Ağaz ü Encam’da bireyin miras hakkını savunularak
-Anadolu’da ,Tanrı vekili sultan denetimi dışında ,şimdiye değin hiç bilinmeyen bir yönetilen(halk) örgütlenmesi ortaya çıkmıştır.Bu ,önderliğini üretici esnafın yaptığı,Ahiyan-ı Rum( Anadolu Ahileri)ile yönetilenlerin birbirine eşit görevlerle anlaşılmasını sağlayan Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları),Abdalan-ı Rum(Anadolu Abdalları)Gaziyan –ı Rum( Anadolu Gazileri/Askerleri) örgütlenmesidir.Bu görev kesimleri arasında hiyerarşik bir yapı yoktur.Hiçbiri birbirine üstün değildir.Yapının temeli ,aristokrat toplumsal yapının tam tersidir.Tanrısal bir hiyerarşi anlaşıyla değil,dayanışmacı ve eşitlikçi bir birlikte yönetim anlayışıyla oluşmuştur. …Ankara’yı dünyada ilk kez yönetilenlerin yönetim için bir labaratuar olarak kullandılar.1265’te kurulup 1350’li yıllara değin Ankara Ahi Devleti yaşadı.”(8)
Bu devlet daha sonra Osman ve Orhan Bey zamanında Osmanlı Devletine katıltı. Osmanlı’nın ilk dönemlerindeki “Anadolu Dayanışmacı Devleti “ olduğu yöneticilerinin Gazilerin oluşturduğu bir kuruldan seçildiği biliniyor.İşte bu dönemde Şeyh Edebali’nin katkılarıyla Osmanlı Beyliğine katılarak son bulmuştur.Ancak dedeleri ‘Gazi’ ismini alırken aristokratik karşı devrimle 1.Murat Hüdavendigar(Efendi) zamanında bu gelenek tamamen kaybolmuştur.Osmanlıyla bu aristokratik karşı devrime karşı ütopik direniş Çelebi Memet zamanında Şeyh Bedrettin müridleri Börtlüce Mustafa ve Torlak Kemal tarafından verilmiş.Onların ütopyası ise Şeyh Bedrettin’in Varidat’ıdır.

F.Engels,Ortaçağ’a ilişkin olarak şöyle diyordu; “Ortaçağ, felsefe ,politika,hukuk gibi ideolojinin tüm biçimleri teolojinin alt dalları olarak görüyordu.Yığınların duygu dünyaları yalnızca dinsel kılık altında gösterilebilirdi.”
Bedreddin de şöyle söylüyordu: “Bilinçli kişi,kimsenin bilmediğini yapıp yürüten ,kimsenin göremediğini görendir.Böyle bir insan bildiği her şeyi söyleyecek olursa,onu yaşatmazlar.”
Ve müridlerine şu öğüdü veriyordu:
“Karşınızdakilerin bilmedikleri şeyleri onların bildikleri deyimlerle ve kavramlarla açıklayın.”
Bedreddin öyle bir dönemde yaşıyordu ki,düşüncelerinde doğal olarak ,tarihsel gelişme ve maddi yaşamın dayattığı nesnel koşullardan değil,geleneksel dinsel metinlerin yorumlanışından yola çıkıyordu.Ancak Bedreddin’in yorumları çoğu kez dini kesimlerin yorumlarına ters düşen,din sapkınlığı zındıklık olarak nitelenen yorumlardı.
İşte bu anlattıklarımız amacı ortadadır.Batıdan bize demokrasi özgürlük ve medeniyet getiren ülkesini en iyi Katolik Hırıstiyan ilan eden Bush ve Şurekası elbet bizim Medeniyetimiz karşısında bir nokta kalacaktır.Bu Haçlı Seferini de direniş cephesi ve yurtsever halkımız geçmişinden güç alarak aşacaktır.

mehmet özgür ersan

Kaynakça:

1)Bilim ve Gelecek Yıl :2004 Sayı :5
Eski Doğu’ da ütopya,bir ütopya mı? Ender Helvacıoğlu Syf:15
2) age syf:15
3)age syf:16 (Aktaran Harro von Senger ,Savaş Hileleri –Strategemler 2,Çev:Metin Özbalta Anahtar Kitaplar Kasım 2003 s.17)
4)age syf: 17
5)age syf:19
6) Bilim ve Gelecek Yıl:2004 Sayı:5
13.Yüzyıl Anadolu devriminde ütopik yaklaşım ve uygulamalar Ömer Tuncer Syf:30
7)age syf:32
8) age syf:32-33

Mehmet Özgür Ersan

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir