LİTERATÜRDE – ATATÜRK GİBİ GÜLMEK – NE DEMEKTİR ! – Kazim Balaban (Bektaşi Dervişi)

.

Yıl 1922: Atatürk 26 Ağustos 1922’de Batı Anadolu’yu işgal eden Yunan ordusuna karşı Büyük Taarruz ile saldırı başlatmış ve başta Yunan Generaller Trikopis ile Dyenis esir alınmışlardır.

Atatürk, komuta kademesi bozulan Yunan işgal kuvvetlerinin toparlanmasına fırsat bırakmadan ‘’Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir’’ diyerek kaçan Yunan Ordusunu ara vermeden İzmir’e kadar kovalamış ve işgal edilen yerleri geri almıştır.

Günlerden 9 Eylül ve Yunan işgalinde olan İzmir’e taarruz edilmektedir. Atatürk, karargâhını İzmir’e tepeden bakan Bornova sırtlarındaki Belkahve denilen yerde kurarak komuta etmektedir.

Gerek Atatürk ve gerekse askerler günlerdir uykusuz, yorgun, aç ve susuzdurlar. Her taraf çoğu Yunan askeri olan ölü ve yaralılarla doludur. Savaşların kaderi maalesef böyledir. Atatürk uykusuzluğunu gidermek için sık sık kahve içmekte, bir an önce İzmir’e girmeyi planlamaktadır.

Karargâhın kurulduğu Belkahve sırtlarında vatandaşın biri küçük bir kulübeden pikniğe gelenlere yiyecek ve kahve servisi yaparak geçimini sağlamaktadır. Atatürk bu vatandaşa kendisine bir kahve yapmasını söyler.

Vatandaş sorar:

–       Paşam kahveniz nasıl olsun?

Atatürk cevap verir.

–       Orta şekerli olsun.

Orada bulunan ve biraz divane olan başka bir vatandaş Atatürk’e dönerek,

–       Paşam bizim burada orta şekerli kahveyi İbneler içerler.

Bu söz üzerine birden buz gibi bir hava eser. Başta Atatürk olmak üzere herkes günlerdir uykusuz, yorgun, asabidir. Atatürk adamın yüzüne sert bakışlarla ciddi ciddi bakar. Orada bulunanlar Atatürk’ün ne yapacağını merak edip adeta donup kalmıştır. Atatürk sert bakışlarla uzun uzun adamın yüzüne bakar. Sonra kahkahalarla gülmeye başlar. Diğerleri gülmek şöyle dursun, adeta donup kalmışlardır. Atatürk uzun uzun gülmeye devam edince yanında bulunanlarda kahkahalarla gülmeye başlarlar. Hep beraber uzun uzun kahkahalar atarak gülerler.

Atatürk birden ciddileşerek ‘’Haydi herkes iş başına’’ der. Adama kızmak veya ceza vermek bir yana, hiç bir şey demez ve karargâhtan savaşı idare etmeye devam eder.

O sırada orada bulunanlar bu divane adamın etrafını sararak konuşmaya başlarlar.

–           Yahu sen ne yaptın? Gazi Paşa’ya ne dedin?

–           Bizim burada orta şekerli kahveyi İbneler içer dedim.

–           Yahu insan Gazi Paşa’ya böyle bir şey der mi?

–           Ben Gazi Paşa’ya demedim ki !

–           Ya kime dedin?

–           Ben bizim burada kahveyi böyle içenler için söyledim.

–           Ama sen Gazi Paşa’ya bunu söyledin.

–           Gazi Paşa buralı değil ki. Ben burada böyle kahve içenlere dedim.

Bu olay Atatürk’ün savaş ortamında bile ne kadar farklı bir insan olduğunun örneklerinden biridir. Onun bu uzun gülüşü Türk literatürüne – Atatürk gibi gülmek – deyimini kazandırmıştır.

İnsanların çok ama çok sinirlendiği, artık kızıp bağırmayı veya yumruğunu masaya vurmak gibi şiddet içeren davranışı  bırakıp kahkahalarla uzun uzun gülmesine – Atatürk gibi gülmek- denir.

Atatürk şüphesiz zaman zaman gülen bir insandı. Onun zaman zaman yaptığı gülüşlerin ortamından farklıdır bu sefer ki gülüş.

Tarihte iz bırakan insanların davranışlarıdır onları farklı kılan.

(Not: O gün yani 9 Eylül’de İzmir, Yunan işgalinden kurtarılmış ve Atatürk hükümet konağına girererken merdivenlere serili Yunan Bayrağını da ‘’Bayrak bir Ulus’un onurudur. Çiğnenmez’’ diyerek kaldırmıştır)

Kazim Balaban

Viyana 29 mart 2017

Mehmet Özgür Ersan

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir