Niyazi-i Mısri-Mehmet Özgür Ersan

Niyazi-i Mısri, hem etkileyici karizmatik kişiliğiyle hem de telif ettiği eserleriyle 17.yuzyıl Osmanlı coğrafyasında önemli yeri olan sıradışı bir sufi, mütefekkir ve şairdir.

Mala mülke, makam mevkiye tamah etmeyen, sade bir hayat yaşayan mütevazi bir derviş olan Niyazi-i Mısri padişah, vezirler ve sofu kadılar karşısında bile düşüncelerini korkmadan söyleyen hatta isimlerini belirterek çok ağır eleştiriler yönetebilen döneminin en cesur entellektüelidir.

Niyazi Mısri 08 Şubat 1618 Malatya doğdu 1693 Limni Adasında Hakka yürüdü.

Malatya’nın Soğanlı Köyü ( İşpozi-Aspozi) de dünyaya gelmiştir.

Araştırmacı Kenan Erdoğan onun için şöyle demektedir ; Halvetiye tarikatının Niyaziyye veya Misriyye kolunun kurucusu büyük mutasavvıf ve Şeyh Niyazi Mısri Yunus yolunun güçlü takipçisi coşkun ve cezbeli bir sufi şair olan Niyazi Mısri Genç Osman tahta çıktığı yıl 12 rebiülevvel 1027/ 8 Şubat 1618 Cuma gecesi Malatyada doğmuştur.( Kenan Erdoğan Niyazi i Mısri Divanı s.53)

Asıl adı Mehmet (Muhammet)’dir. Şiirlerinde, ilim tahsili için bir süre Mısır’da kaldığından Mısri mahlasını yine Niyazi mahlasını Alevi Bektaşi terminolojisinde geçen Alevi Bektaşi ulularına saygı ve sevgi ritüeli olan Niyazdan kaynaklı Niyazi mahlasını almıştır.

Babası yörenin önde gelen Nakşibendiyye tarikatı mensubu Soğancızade Ali Çelebi’dir. Babasından aldığı ilk tahsilden sonra çeşitli medreselerde eğitim görmüş ve farklı yerlerde tasavvuf bilgisini geliştirmiştir.

Niyazi Mısri Malatya da önce İslami ilimlerin temel bilgilerini aldıktan sonra medrese tahsiline başlayıp tefsir hadis fıkıh ve tasavvuf ilimlerini öğrendi. Tahsilini tamamlayınca çeşitli camilerde gayet tesirli vaazlar vermeye başladı.

Babası Soğancızade Ali Çelebi nin yoğun ısrarlarına rağmen Nakşibendiyye tarikatı dervişi olmak istemedi sebebi sorulduğunda bu şeyhi kamil bulmadığını söylemiştir.

Malatya da Halvetiye şeyhi Hüseyin Efendi’nin sohbetlerini öncelikle yetişme ortamına ters bulsa da
Tarikatı Suffiyeyi bilmek arzusuyla Halvetiye Seyhinin sohbetlerine devam etti.

20 yaşlarına gelince kendisine yeni bir mürşit bulmak için 1638 yılında Diyarbakır gitti orada 1 yıl kaldıktan sonra Mardin’e geçti burada da 1 yıl kaldı.Niyazi bu iki şehirdeki alimlerden mantık ve kelam okudu.

Daha sonra Bağdat’ a gitti. Burada büyük alimlerin evliyanın Seyyid Abdülkadir i Geylani kabrini ziyaret etti. Sonra Kerbela ya gidip İmam Hüseyin kabri şerifini ziyaret etti. Buradan Bağdata geçip 4 sene ilim tahsil ettikten sonra 1050 yılında Mısıra geçti.

Niyazi Mısri Kahire de El Ezher Medreselerinde ilim tahsiline başladı. Kaldığı yer Şeyhuniyye Külliyesi denilen Kadiriyye Tarikatı büyüklerinden bir zatın dergahında misafir olarak kaldı.

Şeyhuniyye Külliyesindeki Kadiri Şeyhine intisap etti. Mürşidinin verdiği manevi derslerle ile ilerleyen ilmini genişletip gayet akıcı ve güzel konuştuğu Arapçasıyla El Ezher de hem ders verdi hem dersler aldı.

Hakka niyazlarında Haktan ilim istediği seyr-ü sulukunda vuslata ermek istedi;

NUTK-İ ŞERÎF

Yâ Rab bize ihsân et vuslat yolunu göster
Sûretde koma cân et uzlet yolunu göster

Eyledi hevâ gâret oldu işimiz âdet
Dergâhın ulu gâyet kudret yolunu göster

Nefsimi hevâdan kes kalbimi riyâdan kes
Meylimi sivâdan kes halvet yolunu göster

Cândan sana tâlib kıl her tâ’ate râgıb kıl
Bir pîre musâhib kıl hizmet yolunu göster

Ta’lîm edip esmâyı bildir bize eşyâyı
Duymaya “ev ednâ”yı hikmet yolunu göster

Hâr içre biter gülzâr zâr içre doğar envâr
Her şeyde tecellîn vâr rü’yet yolunu göster

Şu kim ola vuslatda halvet bula celvetde
Bu Mısrî’ye kesretde vahdet yolunu göster

Niyâzî Mısrî
Kuddise Sırruh

Niyazi Mısri’nin bu yakarışları onda bir takım hâller kerametler ve rüyalarla devam eden için de rüyasında Abdulkadir Geylani hazretlerini gördü hazret rüyada ona ” Senin şeyhin bu şehirde değildir. Senin nasibin Diyarı Rum’dadır. Mısır’da değildir.”

Bu rüya üzerine tüm ısrarlara rağmen şeyhinden izin alıp 1643 yılında Mısırdan ayrılıp Arabistan Suriye ve Anadolunun çeşitli şehirlerinde dolaşıp 1646 yılında Istanbul Küçükayasofya civarındaki Sokullu Mehmet Paşa Camisi medresesinde bir hücrede halvete girmiştir.

Daha sonra Halil Paşa Niyazi Mısri nin kaldığı odayı tamir ettirmek ister rüyasına Niyazi Mısri girer rüyada ‘ Gözlerimin yaşı ile yıkanmış olan tahtaları muhafaza ediniz.’ diye emretmesi tahtalar muhafaz edilerek odanın tamir edilmesi Hakka yürüdükten sonra bile ne kadar önemli bir eren olarak toplumda etkisinin olduğunu göstermektedir.

Niyazi Mısri Sokullu Mehmet Paşa dergahından Kasımpaşa daki Uşaki Asitanına misafir kalır. Aynı yıl Istanbuldan ayrılıp Anadolu şehirlerini dolaşır.

Bursa da halkın isteği ile Şeker Hoca Camiinde cuma geceleri vaz vermeye başlar. Burada yine bir rüyası sonucunda Hacı Bayram Veli hazretlerinin halifeleri Bıçakçızade Öner’in izlerinin olduğu Uşak ve Afyona uğrar.

Uşak ta Ümmi Sinanın halifelerinden Şeyh Mehmet Efendi zaviyesinde 1647 Ümmi Sinan a inkisap eder.
Mısri Elmalıya gelir şeyhi ile 9 yıl burada hizmet eder.

Mısri Elmalı da seyri sulukunu tamamlar 1656 yılında Uşak Çal ve Kütahya’da irşad faaliyetlerinde bulunur.

İstanbulda başlayıp yayılan Kadızadeliler Hareketi etkisiyle aleyhinde abdi dedikodular çıkınca 1072 yılında bölgeden ayrılıp birkaç müridi ile Bursaya yerleşir. Bu yıllarda müridi Hacı Mustafa nin kız kardeşi ile evlenir. Fatma ve Çelebi Ali adlı iki çocuğu olur.

17.yüzyılda Osmanlı toplumu o dönem çok önemli olaylardan geçiyordu. Bu dönemde fikir ve düşünce açısından dönemin dini topluluklarını etkilemiş ‘Kadızadeliler Zümresi’ ürettiği fikirler bir çok tartışma yaşanmasına neden olmuştur.

Özellikle V.Murat’ın vaizlerinden Kadızade Mehmet Efendi dönemin tanınmış Halveti Şeyhlerinden Abdülmecid Sivasi arasında önce fikir seviyesinde başlayan tartışmalar sosyal ve dini hayat ve devletin ana kurumlarını etkisi altına alan gelişmeler doğurmuştur.(Çavuşoğlu,2001,100)

Katip Çelebinin Mizanül Hak eserinde dini cemaatler arasında tartışmayla ilgili seviyeli seviyesiz tartışma ve münakaşalar demektedir.

Peki bu tartışmalar neler idi ;

Iki başlık altında

1.Tasavvufi düşünce uygulamalarla ilgili meseleler ;

-Sufilerin sema ve devranının caiz olup olmadığı ?

  • Zikir ve musiki
  1. Dini inanışlar ve ibadetlerle ilgili meseleler ;
  • Hz.Peygamberin babası Abdullah mümin olarak mı vefat etmiştir?
  • Muaviye’nin oğlu Yezit’e lanet okunur mu okunmaz mı?
    -Matematik ve Felsefe okumanın caiz olup olmadığı
  • Hızır hayatta bulunup bulunmadığı
  • Ezan, mevlid ve Kuran-ı Kerim’in makamla okunması caiz olup olmadığı
  • Hz.Muhammed ve sahabe isimleri geçtiği zaman ‘sallallahu aleyhi ve sellem’ (tasliye) ve ‘radiyallahu anh’ (tarziye) demenin meşru olup olmadığı,
  • Firavun imanla ölüp ölmediği
  • Muhyiddin İbni Arabi’nin kâfir olup olmadığı
  • Hz.Hüseyin şehadetine sebep olan Yezid’e lanet edilip edilmeyeceği
  • Regaip Berat ve Kadir geceleri gibi mübarek gecelerde cemaatle nafile namazı kılınıp kılınmayacağı
  • Emir bil maruf anil münker ( iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışma yönünde faaliyet göstermek)

3- İçtimai ve siyasi hayatla iligili meseleler
-Tütün kahve içmek helal midir? Haram mıdır?

  • Rüşvet almanın mahiyeti ve hükmü
    -Namazlardan sonra musafanın inhinanın( el etek öpme, selam verirken eğilme) caiz olup olmadığı
    –Kaşık kullanmak ve don giymeye kadar uzun uzadıya tartışılır

Kadızade Mehmet Efendi sema devran akli ilimler tahsili ezan mevlid ve Kuran’ ın Makamla okunması tasliye ve tarziye türbe ve kabir ziyareti cemaatle nafile namazı kılınması tütün kahve içilmesi musafaha ve inhina konusunda olumsuz tavır almış bunların tamamı bidat ve haram saymıştır.

Hızır’ın hayatta olmadığını, Peygamber efendimizin babasının ve İbnil Arabi’nin kâfir olduğu, Firavunun imanının geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca devlet katında yapılan bazı işler karşılığında alınan paranın rüşvet değil ücret olduğunu ileri sürmüştür.

Halveti Şeyhlerinden Abdülmecid Sivasi ise bu görüşlerin tam aksini savunmuştur.( Kara 1994. 6 Erdoğan 1998,39,40 Çavuşoğlu 2001, 100-101)

Bu süreç Kadızade Mehmet Efendi ölünce de taraftarlarınca devam ettirilip tasavvuf ehlinin sema devranına ve salavat getirip nati şerif okumasına şiddetle karşı çıkıp bunları yapanların küfür içinde olduğunu dile getiriyorlardı.

Etkiledikleri Saraydaki baltacılar bostancılar ve kapıcılardan bazılarını yardımıyla kızlar ağası ile valide sultana kadar ulaşarak siyasi güç elde etmişlerdi.

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşı ile başlayan sonraları daha da sertleşen Alevi-Sunni itilafına Sünni gözüken Ehli Beyt taraftarı tarikat ehliyle yani mutasavvıflarla, tasavvuf karşıtı müderisler arasında tartışmalara kadar varmıştı.

Osmanlı da Yavuz Sultan Selim ile Şah Ismail çekişmesine kadar Anadolu da olmayan Alevi Sünni çekişmesi Müftü Hamza Sarı Görez ile başlayan Şeyhülislam Ibni Kemal ve Şeyhülislâm Ebu Suud’un fetvaları ile devam eden Alevi Kızılbaş Türkmen katliamları Osmanlı da düşünce, sosyal ve inanç yapısında ciddi değişikliklere yol açmıştır.( Uzunçarşılı 1988. Öz 1995 Altınok 2001 Çetınkaya 2004 Canpolat 2012 Doğan ve Çelik 2014)

Tam da bu sürecin içine doğan Niyazi Mısri’de kendisine Allah’tan özel bilgiler geldiğine, Mehdi ve Isa’nın adalet için geleceğine inanan, Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin de peygamberlik ve velayet nuru birleştiği boylece Imamet nuru ve yolunun açıldığını Isnai Aşariye yani 12 Imam inancını ve 12. Imam Mehdi Sahibül Zaman Hüccetül Burhan dönemin kutbu olarak gelip adalet tesis edeceğini iddia ederek buna inanmayanların imanları geçerli olmayacağı fikrini savunmuştu. Bu dönemine göre aykırı marjinal ve renkli fikirler olarak Kadızade Hareketinin genel hedefi olmuştur.

1077 yılında Niyazi Mısri Kadizadelilerden Vani Mehnet
Efendi ve onun temsil ettiği zihniyeti ağır eleştirmiştir. Niyazi Mısri zikir yaptıkları caminin yetersizliği üzerine Abdal Çelebi adlı bir hayırsever tarafından 1669 yılında Ulu Cami yakınında bir dergah inşa edildi.

Mısri Bursadayken Sadrazam Köprülü Mehmet Paşanın davetine uyarak 4.Mehmet ikamet ettiği Edirneye gittiği itibar ve saygı gördüğü burada 40 gün kaldığı bilinmektedir. 1672 yılında bir defa daha Edirneye davet edilir devlet adamları ile görüşür. Mısri bu iki ziyarette de Hacı Bayram Veli’nin vaaz verdiği Eski Cami de vaaz verir.

Edirne Eski Cami de verdiği vaaz dolayısıyla sadrazamın emri ile daha sonra kendisine intisap edecek olan Sadr-ı Ali çavuşu Azbi Baba nezaretinde kalebend olarak Rodos sürgün edilmiştir. Dokuz ay sonra Bursaya dönmesine izin verilmiştir.

Mısri Rodos sürgünü sonrası Bursaya döndüğünde fikirlerinden vazgeçmediği görülerek 1677 yılında Vani Mehmet Efendinin tesiri ile Limni adasına sürülmüştür.

Limni Adasında 15-16 yıl kaldıktan sonra Veziri Azam Köprülüzade Mustafa Paşa fermanı ike affedilerek 1671 yılında Bursaya tekrar dönmüştür.

Limni den Bursa dönüşünde büyük bir kalabalık karşılamış Mısri nin Bursa da dostları ve sevenleriyle bir yandan zikir ve sohbet halkası genişlerken ulema için de Sivasizadelerden Nazımı Halvetilerden Selami hatta Bursalı Ismail Hakkı bile onun fikirlerine karşı çıkmıştır.

Bursaya gelişinde 16 ay kalan Niyazi Mısri 2.Ahmet in Avusturya seferine 300 müridi ile katılmak üzere harekete geçtiğinde padişaha böyle çevresinde kalabalıklar toplayanların sonra isyan ettiği telkin edildiğinden kendisine padişah Bursada oturması ve kendisine dua etmesini yönünde mektup gönderir.

Niyazi Mısri mektuba Padişahın fermanını kabul etmeyeceğini bildiren bir mektup yazar. Hatta Tekfur Dağına kadar giderek padişahın emrine kulak asmaz. Beşir Ağa ike Mısri ye hediyeler epeyce para gönderilir. Celalli yapısı ile hediyeleri kabul etmez.

  1. Ahmet Niyazi Mısrinin azmi karşısında ondan dua almak istesede Sadrazam Bozoklu Mustafa Paşa bu durumda büyük fitne çıkacağını telkin ederek Dilaver Ağa marifeti ile Mısri geri döndürmek için ferman gönderilir.

Mısri Edirne yakınına kadar gelmiş Halk cesaretinden etkilenerek onu merak edip toplanınca onu şehir dışında karşılamışlardır. Mısri Halk ve Ehli Tarikat ile Selimiye Camiine gidip orada öğle namazından sonra vaaz edeceğini bildirince bazı yeniçeri ağaları sadrazam emri ile padişahın kendisini göreceği bahanesiyle camiden zorla çıkarılıp kendisine Limni’ye tekrar sürgün emri bildirilmiştir.

Epeyce yaşlanmış olan Niyazi Mısri mirka bozukluğu ile sürüldüğü Limni adasında 7 – 8 ay sonra 78 yaşında 16 Mart 1694 yılında Hakka yürümüştür. Ziyaretgâhı Limni adasıdır.

1.Fikirleri

Niyazi Mısri hayatı batini eserleri ve söylevleri yüzünden sürgünlerle devlet adamları ile mücadelelerle geçmiş çalkantılı bir hayat içinde delilikle velilik arasında sınırda yaşamış büyük bir sufidir.

Niyazi Misri’ye göre Kuran yalnızca zahir anlamından ibaret değildir. Insan ve topyekun kainat da aslında Kurandır. Dolayısıyla insanın kendisi ve kainatta gördüğü duyduğu her şey Kurandır.

Evren afaki (dış-zahiri) Kuran İnsan ise Enfüs(iç-batıni) Kuran’dır. Kuran’ın zahiri ve batini yönü ikisi bir arada değerlendirilmelidir.

Kendisi ‘Âlem, büyük insan; İnsan, küçük alemdir.” anlayışından hareket Kuranda dış aleme dair verilen çeşitli bilgilerin insanın iç dünyası için de geçerli olduğunu savunmaktadır.

Mısri tefsir ettiği ayetlerde vahdet-i vücuda ispat ve Imam Hasan İmam Hüseyinin Peygamberlik Nuru ile Velayet Nurunu birleştirip İmamet nurunun ortaya çıkması fikri döneminde Sünni çevrelerce aşırı bulunmuştur.

Niyazi Mısri ye göre Aşık ve sadık olmak demek Allahtan gayrısına bağlanmamak, sadece Allah’ı görmek, bulmak ve Hak’la bir olmak demektir.

Hak’la bir olmak vuslat, yani Allah’a kavuşmaktır. Vuslat için kat edilmesi gereken uzunca bir yol, yani seyr-ü sülûk, çekilmesi gereken çile, aşılması gereken menzil, mertebe, hal, makam ve engeller bulunmaktadır.

Kesretten vahdete, farktan ceme, cehaletten marifete, kahırdan lütfa, celalden cemale ulaşmak isteyen aşık ateşten gömlek giymeye, demirden leblebi çiğnemeye razı olmuştur.

Horasandan Anadoluya gelen Erenler Pirler Mürşitlerin himmet ve nefesleriyle mayaladıkları Anadolu toprakları nice nice Aşıklar Sadıklar ve Bayrı Yanıklara mekan olmuştur.

Dünyayı nider aşık, ukbayı nider sadık
Mısri ola gör ayık, sen vuslata erince

Dünyadan ve Ukbadan geçerek Hakka ulaşan vuslata eren Niyazi Mısri’de bir hakikat aşığı hakikat yolcusu hakikat eridir.

Asıl adı Mehmet (Muhammed) olan Niyazi Mısri’nin Niyazi-i mahlası alması tasavvuf acısından Alevi Bektaşi inanç pratiğinde Niyaz Cemlerde Inanç uluları anıldığında zaman yapılan bir davranıştır ve inanç ulularına sevgi ve saygının en büyük nişanesidir.

Niyazi-i Mısri Ehli Beyt aşkı ve sevgisi uğruna ayağına takılan bukağı ile sürgün yemiş, çile çekmiş aşağılanmış ama eza ve cefa gördükçe yücelmiş ve Velilik mertebesine ulaşmış bir Ehli Beyt Şehididir.

O Islam’ın gerçek arı katıksız yorumu olarak Ehli Beyt yorumunu görmüş Islam özü gercek anlayışı olarak çektiği çileleri Imam Hüseyinin çektiği acılar karşısında bir hiç olduğunu bu küçük gördüğü çileleri Kadizadelerin yorumlarına karşı çıkışını ne pahaya olursa olsun gönül rahatlı ile karşılamış ve maneviyatından asla taviz vermemiştir.

Zahirilikten Batinilige geçiş içinde tasavvuf ehli içinde Ariflik makamı en ilerden olan Erenler arasında yer alan Niyazi Mısri başlıca eserleri ;

Risaletüt Tevhid
Şerhi Esmai Hüsna
Sure-i Yusuf Tefsiri
Şerhi Nutkı Yunus Emre
Risale-i Eşrat-ı Saat
Tahir name
Fatiha Tefsiri
Sure-i Nur Tefsiri

Yukardaki eserlerinde ona göre iki tür ilim vardır; birincisi zahir ilmi, ikincisi batın ilmidir. Zahir ilmi cehaleti ortadan kaldıramaz aksine duygu olarak kibir kin ve haset ortaya çıkarır. Batın ilmi ise bu tür duyguları ortadan kaldırır.

Böylece tasavvuf ateşi ile batın ilminin asıl amacı şeriatın ilke ve öğretileriyle ahlaki olgunlaştırmak olan bir dönüştürür.

Niyazi Mısri de tüm tasavvuf ehli gibi bu zahiren batına yolculukta yani seyr-ü sulukta mürid yani aşığın mürşid bulması zorunlu görür.

” Küçük cihat düşmanla savaşmak, Cihad-i Ekber yani Büyük Cihat da nefisle mücadele etmektedir. Büyük cihatta da bir mürşit zorunludur. Mürid şeyhine tam teslimiyetle bağlanmalı ve onu incitmemelidir.”

2.Tasavvufi Görüşleri

Dünya dan ve ukbadan geçen aşıklar için önemli hedef vuslat olunca, vuslat kapı aralayan ölüm de onlar için düğün bayramdır.Aşığa ölüm o kadar yakındır ki teni kabir, ayağı lahit, gönlü tabut, canı ölüdür. (Eğri 2014, s.224)

Mısri Imam Hasan ve Imam Hüseyin’e şiddetli sevgi ve bağlılığında, Imam Hasan’ın dünyadan vazgeçip devlet yönetme makamından tek taraflı feragat etmesini, Imam Hüseyinin ose dünya içindekilerin bütününden vazgeçerek şahadeti tercih etmesini ölüm ve eziyete katlanmasını örnek göstererek kendisinin yıllarca sürgün hayatı yaşayan ve ancak bir Hakk erinin tahammül edebileceğini söylemiştir.

Mısri ‘Mümin dünya evinden çıktığı zaman anası, babası çocukları kardeşleri dostları onun ayrılışına ağlarlar. Oysa onlar ağlarken mümin dünyadan çıkışına sevinir. Ölüm onlar için en korkulu ve acı bir şeydir. Ama ölümü tadan mümin ölüm Yusuf Peygamber’in zindandan çıkması kadar sevinçli bir olaydır. Nasıl ki Yusuf zindana köle olarak girip, sultan olarak çıkmışsa mümin de dünyaya aşık olarak girer maşuk olarak çıkar. ‘( Eğri 2014 224,225 Ateş 2014 s 62-63)

Niyazi Mısri vahdeti vücut anlayışına uygun olarak kainatta mutlak anlamda kuhb(çirkinlik) olmadığını ifade eder. Mısri tüm insanlara Allah’in nuruyla bakan kişinin zulmette nur, zehirde panzehir düşmanlarda dost, kahırda lütuf birbirine ve zıt ve çok çeşitli aynalarda bir cemal göreceğini görüşündedir.
Allah neyi yaratmışsa niçin ve nasılı olamaksızın mutlaka bir hayır murat etmiştir. ( Eğri 2014 s225)

Niyazi Mısri vahdeti vücut görüşünü benmseyen sufilerdendir. Vahdet i vücudun temel ilkesi olan Varlık birdir o da Hakk ‘ın varlığıdır.’ ve ‘Yaratıklara var demek mecazıdır.’ düşüncesi onun tarafından benimsenmiştir.

Niyazi eserlerinde Allah alem ilişkisini anlatmak için kullandığı benzetmelere ya da bütün fiillerin gerçek failinin Allah olduğu ana fikrine sık sık temas eder.

3.Ehlibeyt Sevgisi

Malatya da başlayan Nakşibendi bir babanın evladı olarak Halveti Uşaki Celveti Mevlevî Bektaşi olarak kendisini irşad edenler ve kendisinin irşat ettiklerinin tümünün özelliği ortak noktası Ehlibeyt Sevgisi yani Muhammed Ali Fatma Hasan ve Hüseyin sevgisidir.

Merdiven Köy Şahkulu Dergahı Postnişini Azbi Baba da Mısri den feyz almıştır. 18 yıl Niyazi Mısri ye hizmet etmiş Bektaşi Dergâhlarından birkaç büyük dergahından biri olan Merdiven Köy Şahkulu Dergahı Postnişini( şeyhi)lik yapmıştır.(Kara 1994 s.19,27-37)

Niyazi Mısri Vahdet i Vücut Risalesi Mısri tarikat silsilesi birçok tarikatlarda olduğu gibi Hz. Aliye bağlar
Hz.Ali ve tüm Ehlibeyt İmamlarının gördügü zulümden ve onlara zulmedenlerden bahsedilir.(Memişoğlu 2003 s54-57)

Niyazi Mısri tahammül ötesi eziyetlere katlanma gücü veren örnek kişi uğruna canını ve malını feda ettigi Imam Hüseyin olmuştur.

Niyazi Mısri gerçek bir Muhammed Mustafa ve onun tertemiz Ehlibeytinin muhibbi olduğu şüphesizdir.(Eğri 2014 s.228)

Imam Hasan ve Imam Hüseyin hakkinda düşünceleri yüzünden 20 yıl sürgün yemiş bütün bunlara onlara olan sevgisi ile katlandığını onlar için kaleme aldığı Risale i Hasaneyn Risale i Nokta ve Risale i Nefise gibi eserlerinde göre biliriz. (Aşkar 1998 s168-170)

Limnili Halveti Şeyhi Abdi Siyahi ona yapılan eziyetleri anlatırken; ” Benim evladımı seven beni sever’ diyen Hz.Peygamberin Ehli beytine ve özelikle de Hz. Hüseyin’ e aşırı bir muhabbet göstermesidir. Abdi i Siyahi Niyazi Mısri nin Limnideki dervişlerinin ‘Biz iki defa Kerbala yaşadık. Biri Acem diyarında diğeri ise Rum diyarında Limnide Niyazi Mısri ile dedikleri anlatılmaktadır. (Eğri 2014 s228 Tatcı 2014 s57)

Onun Şehitler serdarı İmam Hüseyin terazinin bir kefesinde tasavvuf ve velayet yolu terazinin diğer kefesindedir.

Ehlibeyt Sevgisi olmadan Şahı Velayetin evladına sevgi beslemeden Hakka kavuşmak olmaz. (Eğri 2014 s229)

Niyazi Mısri Şifa Şerif eserinde şu Hadis-i kaydetmistir.”Muhammedin alinin(evladını) tanımak Cehennemden kurtulmaktır. Muhammed Evladını sevmek Sırat Köprüsüden geçmeye ruhsattır. Ali Muhammede dostluk azaptan güvencedir.”(Ateş 2014 s122)

Peymgamber Efendimiz buyurmuştur ki: “Kim bana kavuşmak ve kıyamet gününde kendisine şefaat elini uzatmamı isterse, Ehli Beytime salat etsin onları sevinirsin.”(Ateş 2014 s.122)

Niyazi Mısri Limni ye sürgüne gönderilirken ‘delidir’ diye ayağına takılan demir zincirler (bukağı) takılmıştır.
Kendi hizmetinde bulunan Melek Mehmet Ağa tarafından çıkarılmak istendiğinde buna karşı çıkarak şöyle söylemiştir. ” Demirleri vermem. Bu fakire lazımdır. Yarın ruz i mahşerde Hz.Rasulullah ‘ın huzuruna bu demir ile çıkayım ve zalimler ile ayağımdaki bu demir ile yüzleşeyim. Evladı Rasulü sevdim ve yoluna can u başımı kurban eyledim diye fakiri bu azaba giriftar eylediler.(Eğri 2014 s.228-229 Tatcı 2014 s.46)

İmam Hüseyine bir katre su verilmeyişini eziyet edilmesini Niyazi Mısri Hasan ı Basri den aktararak ” Vallahi eğer Hüseyini öldürenlerle veya onun katline razı olanlarla beraber bulunsaydım, Resulullaha karşı utancımdan ve onun bana kızgınlıkla bakacağından korktuğum için Cennete girmezdim.” (Ateş 2014 s.116)

Niyazi Mısri İrfan Sofralarında altmış ikinci sofrası Muhammed Evladını sevenin üstünlüğü (tevella)ve Muhammed Aleyhisselam’ın evladına buğzedenin (teberra) ziyanda olduğu hakkındadır.

Meccalisüz Zühri’de söyle söyler ” Allahın ‘De ki Bu tebligat karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Ancak yakınlarıma muhabbet (meveddet) istiyorum.”(Öztürk 2013 443) hadisi üzerine Şura Süresi 23.Ayet ” Allah iman edip barışa hayra yönelik işler yapanlara müjdelediğı işte budur. Ayette geçen kurba kelimesi karabet (yakınlık) manasında mastar olup bu ayet nüzul olduğunda Peygamberimize sorulmuş ” Senin yakının kimdir ki muhabbeti bize farz oldu ya Resulullah dediler Oda Buyurdu ki ; ‘Ali Fatımatuz zehra ve evlatlarıdır.”

Keşşaf’ta Resullah şöyle buyurdu ” Muhammed ‘in Ehlibeytine muhabbet üzerine ölen şehittir. Dikkat edin Ali Muhammede bugz üzere ölen kâfir olarak ölür.( Ateş 2014 s121)

Niyazi Mısri Imam Hasan ve Imam Hüseyin risalelerini inkar edersen rahman rahimi besmeleyi şerifeden çıkarmış olursun. Bunu üçü nasıl bir ise, besmele i şerife nasıl çokluk ve ortaklık getirmiyorlar ise İmam Hasan ve Imam Hüseyin de dedelerinin hatemiyetine ortaklık ve çokluk getirmezler. Nitekim ‘De ki Ister Allah diye çağırın ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırirsanız’ Muhammed-Hasan ve Huseyinde böyledir. Bismillah Muhammed’dür er Rahman Hasan er Rahim de Hüseyin’dir.

Alevi Bektaşilere göre Müslümanlar Hz.Muhammed’den sonra 73 fırkaya ayrılacaklardır. Ehli beytin On Iki Imamların yolundan giden Fırkayı Naciye veya Guruhu Naci ( kurtarılmış insanlar) olarak adlandırılırlar.

Hz.Muhammed Hz Ali Ehli Beyt On Iki Imamlar ve onları sevenlerin tümü Güruhu Naci kavramında ve kapsaminda görürler.

Demek ki Ehlibeyt Sevgisi Alevi Bektaşiliğin esasını oluşturur.

Tevella ve Teberra anlayışı da bu sevgiden kaynaklanır.

Tevella, Ehli Beyti On Iki imamlari Ön dört Masumları On yedi Kemerbestleri ve onların yolundan gidenleri ve sevenleri sevmektir.

Teberra, ise Ehlibeyti sevmeyenleri sevmemektir.( Yaman 2012 s.223)

Niyazi Mısri Hızırname eserinde Hakka olan teslimi rızaĺığını şöyle açıklamaktadır.:

“Aşk ateşinde pişmeyen, dergahı Hakka ulaşmayan, seyrinde hatıra düşmeyen, ak pınardan şu içmeyen kul değildir. Sultanıma el verip etek tutmayan, evliyanın sırrına yetmeyen, Şah aşkına tel atmayan, kul değildir. Talibin aslı koyundur, koyunun aslı Hakka boyundur. Birlik meydanına varınca günahının odunu söyündür.Teslim olup yata, Rıza ehli hakkını tuta.” ( Altınok 2008 s48-51)

Kısacası NIyazi Mısri Halveti Uşaki olarak Hacı Bayram Veli kanalı ile Somuncu Baba’ya Somuncu Baba kanali ile Hoca Ali yani Şah Ismail ‘in dedesine yani Safaviye koluyla Kızılbaşlık ekolüne bağlıyken yine Azbi Baba kanalıyla Hünkar Hacı Bektaşi Veli ‘ye bağlı bir Bektaşi yani Ehlibeyt muhibbi bir tevella ehlidir.

Hünkar Hacı Bektaş Veli hazretlerinin Makalat eserinde esaslarını belirlediği 4 Kapı 40 Makam 360 Menzil 1001 Durak aşamalarından geçerek seyri sulukunu tamamlayan aşık menzile ulaşır düşüncesindedir.

Abdülbaki Gölpınarlı Imam Ali hakkında uluhiyet (uluvvu) Ehli Beyt muhabbeti Imam Hasan ve İmam Hüseyin hakkındaki iddiaları Ehli Beyt düşmanlarına fazlasıyla düşmanlığı ve nihayet halifesinin Bektaşi Babası olması ve vefat tarihlerinde bir tanesinde kendisinin Halvetilikte kullanılmayıp Bektaşilikte kullanan ‘baba’ sıfatıyla birlikte Mısri Baba ya da Niyazi Baba diye anılmasından dolayı Bektaşi olmasının kuvvetli bir ihtimal olduğu ifade edilmektedir. ( Gölpınarlı Niyazi Mısri s.225-226)

Dost

Bakıp cemal-i yare çağırırım dost dost
Dil oldu pare pare çağırırım dost dost
Aşkın ile dolmuşum zühdümü yanılmışım
Mest-i müdam olmuşum çağırırım dost dost
Mescid ü meyhanede, hanede viyranede
Ka’be’de büthanede çağırırım dost dost
Sular gibi çağ çağ dolaşırım dağ dağ
Hayran bana sol u sağ çağırırım dost dost
Geldim cihane garib,oldum güle andelib
Herdem ciğerler delip çağırırım dost dost
Dünya gamından geçip,yokluğa kanat açıp
Aşk ile daim uçup çağırırım dost dost
Aradığım candadır,canda ve hem tendedir
Bilir iken bendedir çağırırım dost dost
Gah düşerim mutlak’a,gah asl u geh mülhak’a
Bakıp kamudan Hakk’a çağırırım dost dost
Dolunmaz ol hal ü had min-el ezel ta ebed
Unulmaz asla bu derd çağırırım dost dost
Hep görünen dost yüzü andan ayırmam gözü
Gitmez dilimden sözü çağırırım dost dost
Derya olunca nefes parelenince kafes
Ta kesilince bu ses çağırırım dost dost
Ne yerdeyim ne gökde,ne ölüyüm ne zinde
Her yerde her zamanda çağırırım dost dost
Geldim o dost ilinden koka koka gülünden
Niyazi’nin dilinden çağırırım dost dost

Niyâzî-i Mısrî

Bizce de düşünce sistemi Alevi olması ve Tevella Teberra Ehli Oluşuyla birlikte bakış açısı Bektaşi Melami olduğu yönündedir.

Niyazi Mısri Alevi Bektaşi irfanını İrfan Sofraları eserinde ve nefeslerinde çok güzel anlatmıştır.
Niyazi-i Mısri, Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin Makalat’ında sistemleştirdiği “4 kapı 40 makam’ı da aşamalarıyla içselleştirmiş bir mutasavvıf olma özelliği taşımaktadır. Niyazi-i Mısri Hazretleri, Alevi-Bektaşi irfânını, İrfan Sofraları adlı eseri başta olmak üzere diğer eserleri aracılığıyla da gönüllerimize sermektedir.
Geride bıraktığı 76 yıllık ömründe; manevi deryaları aşabilmiş, halden hale geçip pişebilmiş bir tasavvuf bilgesi ve Ehl-i Beyt aşığı olan Niyazi-i Mısrî’nin tasavvufi görüşlerine ve Ehl-i Beyt’e karşı duyduğu derin muhabbetten damlalarını dile getirmeye çalıştık.

Aşk ile

Mehmet Özgür Ersan Dede Yesari Abdal Çelebi

Kaynak : Niyazi-i Mısri Mehmet Özgür Ersan 2018 Salon Yayınları

Mehmet Özgür Ersan

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir