SEYYÎD SÜLEYMAN-II-Alper ÇAĞLAYAN

       

                                   Araştırmacı-Yazar

          Seyyîd Süleyman, Çorum’un Sarımbeyli Köyünden Deli Boran ve deyişlerinde Sefil Ali mahlasını kullanan Âşık Ali ile çağdaştır. Üçünün çok çeşitli muhabbetlerde karşılıklı söyledikleri ünlü deyişler vardır. Örneğin, Deli Boran evine konuk geldiğinde, Seyyîd Süleyman nefis bir sefâlama söylemiştir:

          Dost gelip hâneye mihman olunca

          Duman başımızdan kalkmaz da neyler

          Bir can kuduretten ilmin alınca

          Gevherin meydana dökmez de neyler?

          Kuduretten dersin alır okursa

          Bülbül olup gül dalında şakırsa

          Yetmiş üçün gürûhuna çıkarsa

          Gevherin meydana dökmez de neyler?

          Üç sünnetten yedi farza erince

          Dört kapıdan kırk makama girince

          Doksan bin kelama hâfız olunca

          Kaynayıp kaynayıp coşmaz da neyler?

          Şimdi insan Hakk’ı görse bağlanmaz

          İblis igat etmiş, îman eylenmez

          İlm-i ledün her yerlerde söylenmez

          îman kanat vurup uçmaz da neyler?

          Seyyîd Süleyman’ım aradığım burası

          Sızıladı şu sînemin yarası

          “Ved’Duhâ, vel’Leyl’i, Amme” sûresi

          Dostun tarîkına konmaz da neyler?

          Cemalettin Efendi zamanında gittiği Hacı Bektaş Dergâhında, huzurda söylediği şu deyiş O’nun değerini anlatmaya yeter sanırım:

          Muhabbet argında seli olanın

          Daim çağlar, akar Ali Hû deyi

          Evlad-ı Resûl’den eli olanın

          Kokar burcu burcu gülü Hû deyi.

          İhlâs ile binasını kuranlar

          Nefsini öldürüp dâra duranlar

          Nesl-i Muhammed’e ikrar verenler

          Daima dür döker dili Hû deyi.

          Ahidin, vahidin, bir tendir âlem

          Kâğıtsız yazarız, sırdandır kalem

          Bir Pîr’e bağlıdır hep cümle âlem

          Budur erenlerin yolu Hû deyi.

          Hünkâr Hacı Bektaş ol bedr-i mâhım

Yetiş,bunda koyma gül yüzlü Şahım

          Beş vakit salâtım, hem kıblegâhım

          Cihan “Saddak” dedi beli Hû deyi.

          Seyyîd Süleyman’ım zikrim hayıra

          Yüzüm süre süre geldim bu Pîr’e

          Sînem bölük bölük oldu bin pâre

          İllâ bin bir ismin biri Hû deyi.

          Seyyîd Süleyman ümmî bir Hakk âşığıdır. Yani, okuma yazma bilmez. Ona bu insanüstü yeti Tanrı’dan verilmiştir. Deyiş ve düvazimâmlarında zikrettiği ayet, sure ve hadislerin başka türlü açıklaması olamaz.

          Seyyîd Süleyman, deyiş ve düvazimamlarının hemen hepsinde on birli hece ölçüsünü kullanmıştır. Bazı deyişlerde heceyi tutturabilmek için ekleme ya da kısaltmalar yapmıştır. Örneğin; “ruh” yerine “uruh”, “ruhban” yerine “uruhban”, “On İki İmam” yerine “On İk’imam”, “makama erdim” yerine “makam’erdim”, “cennet âla olsun” yerine “cennet âl’olsun”, “Yedi Âşık” yerine “Yed’âşık” gibi…

          Ve yıl 1317 (1900)… Seyyîd Süleyman 43 yaşında hiç değer vermediği dünyadan gerçek âleme geçer.

          Güvenme fâniye, hem mâsivâya(5)

          Sonu yok, dünyayı terk eden bir gün

          Evlat, devlet benim diye gam yeme

          Malını yâd ele kor giden bir gün.

          Niceleri menim diye boyladı

          Ârif olan lâl-i gevher topladı

          Hükmü, taht-ı Süleyman’ı neyledi

          Gemiyi ummana gark eden bir gün.

          Ârifler özünü her dem sitemler

          Gelin bu sözümü dinlen âdemler

          Vefasız dünyaya yaptığın damlar

          Tâcı, tahtı, köşkü kor giden bir gün.

          Seyredegör karanlığın yolunu

          Vefasız dünyanın vardır ölümü

          Burada açagör cennet yolunu

          Yalıncak dalkılıç harp eden bir gün.

          Eriş bir gerçeğe özünü bağla

          Zübdeyle sözünü, doğruyu söyle

          Süleyman yüzünü sen turab eyle

          Bir yâr bul, ağyarı kor giden bir gün.

          Cahit Öztelli tarafından hazırlanıp yayınlanan “Bektaşi Gülleri” adlı Antolojinin 56-57. sayfasındaki düvazimâmın “Derviş Süleyman” mahlası konulmuş. Bu düvazimâm Seyyîd Süleyman’ındır:

          Sıtkiyle bir düvazimâm söylesen

          Bilir misin ne kadardır sevabı

          On iki bin altın sadaka versen

          Onun ile beraberdir sevabı.

          Şah Ali Haydar’ın eteğin tutsan

          Hasan,Hüseyin’den Zeynel’e yetsen

          On iki bin açığa libas girdirsen

          Onun ile beraberdir sevabı.

          Bâkır’a, Câfer’e nişan kondursan

          Caht eyleyip hemen iyi dedirsen

          On iki bin aça taam yedirsen

          Onun ile beraberdir sevabı.

          Mûsâ-i Kâzım’la deryada yüzsen

          Hulki Rızâ ile kelam söylesen

          On iki bin köle âzat eylesen

          Onun ile beraberdir sevabı.

          Takî, Nakî uykusundan uyansa

          Gerçek erler özün hardan ayırsa

          On iki bin koyun kurban eylese

          Onun ile beraberdir sevabı.

          Al’askerî gam yüküne dayansa

          Mehdî doğup, gerçek erler uyansa

          On iki bin şehit kana boyansa

          Onun ile beraberdir sevabı.

          Seyyîd Süleyman’ım dîvanda dursa

          Arşta yazılıdır, bakanlar görse

          On iki bin hacı ile yüz sürse

          Onun ile beraberdir sevabı.

          Tâlipleri tarafından türbe haline getirilen yatırı Ankara, Çubuk İlçesi, Susuz Köyü’ndedir.

          Eserleri fakiyr tarafından toplanarak “Cibâli Sultan Evlatlarından Seyyîd Süleyman Hayatı ve Eserleri” adında bir kitap haline getirilmiş ve adına kurulan “Seyyîd Süleyman Kültür ve Tanıtma Derneği” tarafından yayınlanmıştır. 

          Seyyîd Süleyman, bir Seyyîd  (Peygamber soyundan) olmasına rağmen, halk arasında “Seyit Süleyman” olarak anılır. Gerek sözü edilen kitapta, gerekse diğer yazılarımda, yazım kurallarına aykırı olduğunu bildiğim halde, halk arasında “Seyit Süleyman” diye anılması nedeniyle bu şekilde yazmayı yeğledim. Bu yüzden de epey eleştiri aldığımı belirtmek isterim.

          Zeynep ve Melek adında iki kızı, kendisinden önce ölen Arif adında bir oğlu olmuştur. Bugün kızlarının çocukları ve torunları aramızdadır. Oğlu evlenmeden ölmüştür.

          Sonuç:

          Seyyîd Süleyman, Anadolu’nun yetiştirdiği büyük Hakk âşıklarından biridir. Ümmî olmasına rağmen, kırk üç yıllık ömrünün son yedi yılında çok değerli nefes, deyiş ve düvazimâmlar vermiştir. Yedi sayısının, onun yaşamında özel bir yeri ve değeri vardır. Yedi kez dünyaya geldiğini deyişlerinde söyler. Yatırı, doğup yaşadığı, Ankara ili, Çubuk ilçesi, Susuz köyündedir.


(5) Amcası tarafından dünyaya değer vermediği, işe güce bakmadığı yolunda kabaca eleştirilince bu deyişi, okuma yazma bilen birisine yazdırarak amcasına göndermiştir. (a.g. kaynaklar).

Mehmet Özgür Ersan

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir