Tarikat Nedir? Ne Zaman Ortaya Çıkmıştır? – Mehmet Özgür Ersan

Tasavvufta, Allah’a ulaşmak için tutulan yol. Bu yol boyunca yapılan
yolculuk bir şeyhin öncülüğünde gerçekleşir. Her yolun, kurucusu,
öncüsü tarafından belirlenen birtakım kuralları, töreleri vardır.
Tasavvufi eğitimde farklı metodlar uygulayan mekteblere tarikat
denilir. Tarikatlar insanlardaki meşreb farklılığından kaynaklanır.
Tasavvufta tarikat kavramının kullanılması h. III. ve IV. Asırlarda
başlar. Ancak bugünkü anlamıyla bir şeyhin etrafında toplanan
müridânın tekke ortamında muhtelif usullerle eğitilmesi anlamına
tarikat, Abdülkadir Geylânî ve Ahmed Rifâî’nin yaşadığı h. VI. m. XII.
Asırlarda ortaya çıkmıştır.

Elestü bezminde demişiz belî

Emr ü ferman ile o zâta celi

Ezkârımız olsun gündüz geceli

Aman yâ Muhammed meded yâ Ali

On iki imâmın kulu kurbanı

Fedâdır yoluna baş ile cânı

İllelmeveddete Hakk’ın fermanı

Aman yâ Muhammed meded yâ Ali

Ne olur çok ise cürm ile günah

Lâ taknatû emrin okuruz her gâh

Mahrûm olmam hâşâ sizsiniz penâh

Aman yâ Muhammed meded yâ Ali

Ârif olan canlar nefsini bilir

Varlığın terk eyler hep Hak’ka verir

Dîdâr-ı Muhammed nûrunu görür

Aman yâ Muhammed meded yâ Ali

İbrahim Mevla’ya olanlar hayran

Hakîkat şehrinde bulur arayan

Muhammed yüzünden göründü cânan

Aman yâ Muhammed meded yâ Ali

Tayyar Efendi

İlâhî hasret-i yâr ile çıka mı bu âhım alevi

Yanar külhâne dönmüşdür derûnum âlemi evi

Yaka mı cihân serâyın şöyle bu âhım alevi

Hânedân’a nedir bu cevr ü cefâ mihnet-i Mervânî

Hâk-i deri hâs ederi Hayderîyem Alevî

Vallâhi men Hasenîyem Hüseynîyem Alevîyem Alevî

Buğz-i a‘dâ-i Ali ile dopdolu çarh-ı âlemi

Cerh-i sitem tükenmez mi kırıla feleğin çarhı

Âl-i Abâ’yı seven olur elbetde Alevî

Vüdd-i evlâd-ı Muhammed’le dopdolu çarh-ı âlemi

Hâk-i deri hâs ederi Hayderîyem Alevî

Vallâhi men Hasenîyem Hüseynîyem Alevîyem Alevî

Şol âşığı sever idim gül‘izâr-ı Murtazâ

Yandırır bir âh edersem bu tütünüm âlemi

Ekfer ü kâfir merdûd değil mi Yezîd ü Mervânî

Buğz eder kâfirin nesli sevmez Âl-i Abâ’yı

Hâk-i deri hâs ederi Hayderîyem Alevî

Vallâhi men Hasenîyem Hüseynîyem Alevîyem Alevî

Rasûl’ün kurretü’l-ayni Fâtime’nin zevci Ali Hayder’i

Pîşü menî der Yemenî pîşü menî Hayderîyem Alevî

Fethü’l-Maârif der menem Rifâîyem Hayderîyem Alevî

Sad hezârân la‘netim vardır Yezîd’e Alevîyem Alevî

Hâk-i deri hâs ederi Hayderîyem Alevî

Vallâhi men Hasenîyem Hüseynîyem Alevîyem Alevî

Pir-i Sani Fethü’l Maarif er-Rifai

Mutasavvıflara göre Allah’a ulaşan yollar sayısızdır. Herkesin vuslatı
ayrı ayrı kural, yöntem ve yollarla gerçekleşebilir. Esas olan
yönelmedir. Örneğin Kâbe’nin belirli bir yanında bulunmak değil, ona
yönelmek önemlidir.

Kâbe’ye ulaştıran bu yöneliştir. Bu nedenle mutasavvıflar, “Allah’a
ulaşan yollar yaratıkların nefesleri sayısıncadır” (Necmeddin Kübra),
“Allah’a ulaşan yollar yaratıkların sayısıncadır” (Ebu Bekir
Talemsani) ve “Allah’a ulaşan yollar yıldızların sayısıncadır”
(Ebu’l-Hasan Müzeyyin) derler. Bu düşüncelerini de “Bizim yolumuzda
mücahede edenleri biz yollarımıza ulaştırırız” [1]ayetine
dayandırırlar.

İlk mutasavvıflar, düşünce ve tecrübelerini, çevrelerinde toplanan
insanlara aktarmakla birlikte, bugünkü anlamda birer tarikat
kurmamışlardı. Kendilerine şeyh, şeyh-i sohbet ve üstad; çevresine
toplananlara da sahip deniliyordu. Bir tasavvuf okulu, tasavvuf
hareketi sayılabilecek bu kümelenmeler, daha sonraları tarikat olarak
adlandırıldı.

Tasavvuf tarihine ilişkin kaynaklar bu anlamdaki ilk tarikatlar olarak;

1. Muhasibiye (Haris Muhasibî, ö. 243/857),

2. Kassariye (Hamdun Kassar, ö. 271/884),

3. Tayfuriye (Bayezid-i Bistam, ö. 234/848),

4. Cüneydiye (Cüneyd-i Bağdadî, ö. 297/909),

5. Nuriye (Ebu Hüseyin Nuri, ö. 295/907),

6. Sehliye (Sehl bin Abdullah Tustarî, ö. 283/896),

7. Hakimiye (Hakim Tirmizî, ö. 285/898),

8. Harraziye; (Ebu Said Harraz, ö. 277/890),

9. Hafifıye (Ebu Abdullah bin Hafif, ö. 372/982),

10. Seyyariye (Ebu Abbas Seyyarî, ö. 982)

Kurumlaşmamakla birlikte düşünceleriyle daha sonra gelişen tasavvuf
hayatı ve kurulan tarikatları önemli ölçüde etkileyen bu oluşumlardan
sonra H. 6 (M. 12) yüzyıldan başlayarak gerçek tarikatlar doğdular.

Bu tarikatlarla kurucuları da şöyle sıralanabilir:

1. Yeseviye (Ahmed Yesevî, ö. 562/1166),

2. Kadiriye (Abdülkadir-i Geylanî, ö. 562/1166),

3. Rifaiye (Ahmed Rifaî, ö. 578/1182),

4. Medyeniye (Ebu Medyen Şuayb bin Hüseyin, ö. 590/1193),

5. Kübreviye (Necmeddin Kübra, ö. 618/1221),

6. Sühreverdiye (Ebu Hafs Ömer Suhreverdî, ö. 632/1234),

7. Çeştiye (Muinuddin Hasan Çestî, ö. 633/1235),

8. Şazeliye (Ebu’lHasan Şazelî, ö. 656/1258),

9. Bektaşiye (Hacı Bektaş Veli, ö. 669/1270),

10. Bedeviye (Ahmed bin Ali Bedev, ö. 675/1276),

11. Desukiye (İbrahim Desukî, ö. 693/1293),

12. Mevleviye (Mevlana Celaleddin Rumî, ö. 672/1273),

13. Sadiye (Saduddin bin Musa Cebbavî, ö. 700/1300)

14. Nakşibendiye (Bahauddin Nakşibendî, ö. 791/1388),

15. Halvetiye (Ömer bin Ekmeluddin Lahicî, ö. 800/1397)

16. Bayramiye’dir (Hacı Bayram Veli, ö. 833/1429).

Kuralları, yöntemleri farklı olsa da bütün tarikatlarda ortak olan
öğeler vardır. Zikir (Allah’ın isimlerinin anılması), çile ve seyr-u
süluk (mutasavvıfın Allah’a doğru yaptığı manevi yolculuk) bunların
başında gelir.

Pir, pir-i sani, şeyh, halife, derviş, mürid, inabe (tövbe ederek
Allah’a yönelme), biat (şeyhe bağlanma), silsile, rabıta, kollara,
şubelere ayrılma, istigase (şeyhten yardım isteme), tevessül (şeyhi
aracı kılma) gibi insanî; şiilik etkisi, işrakilik, batınilik,
hurufilik, ricalu’l-gayb (evreni yöneten veliler) inancı, çeşitli adab
ve erkân, melamet gibi fikrî-manevî; vakıf, tekke, dergâh, özel
giysiler, tarikat ve tarikatlara özgü kimi eşya ve ortak dil gibi
maddi öğeler de tüm tarikatlarda gözlenen ortak özelliklerdir.

Her tarikatta kurucu şeyh pir olarak anılır. Eğer tarikatın adab ve
erkânı sonraki şeyhlerden birisi tarafından belirlenmişse, bu kişiye
pir-i sani (ikina pir) denir. Tarikat örgütlenmesinin merkezinde şeyh
bulunur. Bu şeyh tarikatın kurucusu değilse, onun ya da onu izleyen
şeyhlerin halifesidir.

Her şeyhin Hz. Muhammed’e uzanan bir silsilesi vardır. Her silsile,
geriye dogru, birbirinden icazet alan kişiler halinde Ehl-i Beyt
imamlarına, onlardan genellikle Hz. Ali’ye, sadece Nakşibendiler
Ebu Bekir’e ulaşır ve böylece Hz. Peygamber’e bağlanır.

Silsilesinde Hz. Peygamber’den sonra Hz. Ali’nin yer aldığı
tarikatlara Alevî; Ebu Bekir’in yer aldığı tarikatlara da Bekrî
tarikat denir. Kimi zaman silsilede birbirini hiç görmeyen, aralarında
zaman farkı bulunan kişiler peş peşe gelir. Bu durumda, önceki kişinin
sonrakini ruhaniyetiyle eğittiği kabul edilir. Bu durum üveysilik
olarak tanımlanır.

Tarikat etkinlikleri tekke, zaviye, dergâh, hankah, asitane gibi
adlarla anılan yerlerde yürütülür. Her tarikatın asitane(pir evi)
adıyla anılan merkez tekkesi, tarikat pirinin bulunduğu ya da gömülü
olduğu tekkedir. Tarikata girmek isteyen talibler biat ve inabe adı
verilen bir törenle şeyh tarafından tarikata kabul edilir.

Talib, bu kabulden sonra mürid olarak tarikatın kural ve yöntemlerine
göre eğitilerek manevi yolculuğunu (seyr-u süluk) tamamlar. Tarikatın
bu kural ve yöntemlerine adab ve erkân denir. Tarikat eğitimini
tamamlayan mürid, şeyhin halifesi olma ve onun adına tarikat
etkinliğini sürdürme hakkı kazanır. Tarikatlarda eğitimin başlıca
yöntemi zikir ve çiledir. Her tarikatın tac, hırka, kemer ve benzeri
giysileri de diğerlerinden ayrıdır.

________________________________

[1] (Ankebut, 29/69)

Mehmet Özgür Ersan

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir