TÜRKLERİN İSLAMİYET İLE TANIŞMASI

İslamiyet, 620 yıllarında Arap Yarımadası’nda, bugünkü Suudi Arabistan’da doğdu. Peygamberi Hz. Muhammed olan bu din, uzun ve yorucu bir mücadele sonucunda tüm Arap yarımadasını etkisi altına aldı. İslamiyet’in yayılmasıyla birlikte, diğer kıtalar ve milletlerle tanışmaya başladı. İslamiyet Arap Yarımadası’ndan çıkınca coğrafi olarak önce Pakistan ile ardından Hindistan, İran, Mezopotamya ve nihayet Türkistan ile tanıştı. İslamiyet’in Türklerle tanışması 9. ve 10. yüzyıla denk düşer.
Araplar, Türkistan’a Emeviler döneminde geldi. Türkler’in İslamiyet ile tanışması Emeviler ile oldu. Emevi orduları Kuteybe komutasında Türkistan’a fetih amacı ile gitti. Türkler, İslamiyet’in Arap orduları kanalı ile yapılacak fethine karşı direndiler. Çok kanlı çarpışmalar oldu. Çok sayıda Türk, Arap orduları eli ile öldürüldü. Türk şehirleri kana boyandı. Neredeyse yetişkin erkek çocuk kalmadı. On binlerce Türk genci darağaçlarını boyladı.
Türkler’in İslamiyet ile tanışması ve çarpışması kendilerine çok pahalıya mal oldu. Ancak sonuçta, yaklaşık 300 yıl süren bir zaman diliminden sonra Türkistan’ın İslamiyet’i kabul ettiği söylenebilir. Bu süre zarfında Türkistan, İslamiyet’in etkisi altına girdi ve bu yeni din, Türklerin hayatının ayrılmaz bir parçası haline geldi. Bu süreç, Türklerin tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır ve Türkistan’ın İslamiyet’i kabul etmesi, Türklerin tarihindeki en önemli olaylardan biri olarak kabul edilir. Bu olay, Türklerin kültürel, sosyal ve politik yaşamını derinden etkilemiştir. İslamiyet, Türklerin yaşam tarzını, düşünce yapısını ve değerlerini şekillendirmiştir. Bu nedenle, Türklerin İslamiyet ile tanışması, Türk tarihinin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir.
Türklerin Hz. Ali evlatları ile İslam’ı kabul ettikleri Alevilikte Horasan bölgesinde yeşermiştir. Horasan’dan büyük Türkmen göçleri ile Anadolu’ya ve çevre bölgelere taşınan Alevilik, bu bölgede oluşumunu tamamlamıştır.
Alevilik, Hz. Ali ve onun evlatlarına olan bağlılıkla şekillenen bir inanç sistemidir. Bu inanç sistemi, Türklerin İslam’ı kabul ettiği ve Hz. Ali’nin evlatlarına bağlandığı Horasan bölgesinde kök salmıştır1. Horasan’dan büyük Türkmen göçleri ile Anadolu’ya ve çevre bölgelere taşınan Alevilik, bu bölgelerde oluşumunu tamamlamıştır2.
Alevilik, tarihsel süreç içerisinde birçok etkiye maruz kalmış ve bu etkilerle şekillenmiştir. Örneğin, Alevilik Anadolu coğrafyasında köklü bir geçmişe sahip olup, bu coğrafyanın farklı kültürlerinin ve inançlarının etkileşimi sonucunda şekillenmiştir3. Ayrıca, Alevilik Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının kadim inançlarından olup, bugün İran, Irak, Suriye, Türkiye, Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Saraybosna, Makedonya coğrafyasında yerleşik nüfus olarak yaşamaktadır4.
Türkistan Aleviliği ise, Çin, Pakistan, Afganistan ile Kırgızistan sınırındaki bölgede yer alan Pamir Dağları’nın etrafında yaşayanlar arasında yaygın olan İmâmet (İsmâ‘ilî i’tikadı) ve İmâmet (Nizârî i’tikadı) kökenli Nizârî İsmâ‘ilîler’in nüfus çoğunluğu teşkil ettiği Tacikistan’ın Dağlık Bedehşan Özerk Vilayeti ile Afganistan’ın Badahşan Vilayeti ve civarındaki yōrelere özgü İslâm i’tikadıdır1.
Bu geniş coğrafyada Alevilik, farklı kültürel ve tarihsel etkilerle şekillenmiş ve kendine özgü bir inanç sistemi oluşturmuştur. Bu inanç sistemi, tarihsel süreç içerisinde birçok değişim ve dönüşüm yaşamıştır. Ancak tüm bu değişim ve dönüşümlere rağmen Alevilik, Hz. Ali ve onun evlatlarına olan derin bağlılığını korumuştur.
mehmet özgür ersan abdal yesari
dipnotlar :
Bir 1 kişi görseli olabilir
  • Related Posts

    ALEVİ BEKTAŞİ DERGAHLARI, TEKKE ve ZAVİYELER…

    1-) HACI BEKTAŞ DERGAHI, PİR EVİ: Hacı Bektaşi Dergahı HACI BEKTAŞ VELİ adına kurulmuştur. Anadoluya gelen Hacı Bektaşi kimi yerleri dolaştıktan sonra o günkü adıyla Sulucakarahöyük’e yerleşir. Burada yaşayan halkla…

    Nâdı Ali Duası ve Hikmetleri – Mehmet Özgür Ersan (Yesari Abdal)

    Nâdı Ali Duası ve Hikmetleri Alevî-Bektaşî ritüel repertuvarında metin, anlam, dolaşım ve “hassalar” literatürü Öz Nâdı Ali (Nādī ʿAlī) duası, Alevî-Bektaşî zümrelerde ağırlıkla şifahî dolaşım içinde yaşayan; ancak fütüvvetnâme geleneği…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir