Ali’nin Nuru
Cihan var olmadan evvel nurdun sen ezelde,
Hakikatin sırrıydın, gizlenmiştin özelde.
Âdem’e secde eden meleklerin niyazı,
Ali’nin yüceliğiydi, Hakk aşkının nişanı.
Nuh tufanda sana sığındı, gemisinde adındı,
İbrahim ateş içinde nurunla emniyettaydı.
Yûsuf kuyusunda buldu izini kardeşte,
Yakup’un gözyaşlarında kokunduydu vuslatı.
Mûsâ Tûr’un nur yüzünde gördü senin zâtını,
Kelâmınla titredi dağ, çözdü sırrın katını.
Kur’an’da gizli sırların âyet âyet hep sensin,
Hayber’in kapısını kudret ile açansın.
Zülfikâr’ın bir destandır, adaletin nişanı,
Mazlumun âhı dinmezse, kalkan olur fermanı.
Her nefeste, her bir canda nurun dolaşır yine,
Canlar sende birleşince Hakk görünür cem’inde.
Ey velî, ey Hak vasîsi, şefkatin yüce şahı,
Seninle döner cihan, sen açtın hakikî bâbı.
Biz damlayız denizinde, zerreyiz uçsuz semâda,
Her âlemde nurun parlar, Hak ile can canânda.
Cihanın ruhu sensindir, Hakk’a en yakın olan,
Mustafâ’nın dilinde hakikati okunan.
Varlığın her sûretinde tecellî eden sensin,
Senin aşkınla yürür, döner gökte yerle insan.
Abdal Yesârî der;Ali, aşkın nuru, velâyet kapısı,
Her dilde zikir sen oldun, her kalpte vuslat ışığı.
Biz ki fânîyiz, sen bâkî, şefaat eyle bize,
Hakk’ın izniyle yürüyelim bu aşk yolunda düze.
Mehmet Özgür Ersan Abdal Yesari














































