yağmurdandı
belki de aynalardan
kim bilir
sessizlik denilen o eski hançerden
zamanın yüzü düşmüştü cama
mekân
bir yaraya bakar gibi bakıyordu bana
yanındandı belki
bir duruşun
bir bakışın
insanı kendinden eksilten yanından
bir yokluk indi bu saatlerde
ıssız
ağır
kurşun gibi
kimsesizlik çöktü içime
kimsenin kimsesi olamamak
ne fena şeymiş meğer
görmeyeli çok oldu
insanın hançersiz elini
dost diye uzanan
ve sırtına dönmeyen o eski eli
bir yar vardı
benim gibi adressiz
benim gibi kimsesiz
sokakların unuttuğu bir isim gibi
gecenin cebinde saklı
şimdi çırılçıplak hissediyorum kendimi
ne dost kaldı
ne ölümüne inanılan dava
ne ateşi gözlerinde taşıyan insanlar
herkes biraz vefasız
herkes biraz hissiz
herkes kendi karanlığında
kötü
çirkin
ilginç bir kalabalık
oysa o yar gelse
her şey çoğalırdı
bir bardak su gibi çoğalırdı umut
bir çocuk gülüşü gibi
mutluluk
yeniden öğrenirdi adını
o dostlar gelse
yalnızlığım çekip giderdi
insan insana çoğalırdı
bir meydan kurulur içimde
güzel günlere
yeniden bir çiçek atılırdı
yağmur da yağsa
aynalar da kırılsa
insan böyle sessiz kalmazdı
kimsesizlik böyle büyümezdi
o güzel insanlar
o güzel günler
bir yerlerde hâlâ yürür belki
ve bu kent
sessizliğe gömülen bu yorgun kent
bir sabah
ansızın
başka bir güne uyanır
çünkü her karanlığın içinde
gizli bir mavi vardır
her yenilmiş insanın içinde
yarım kalmış bir güneş

















































