Bilim, tıp ve sanat tarihinin kesiştiği en dikkat çekici eserlerden biri, XIV. yüzyılın sonlarında Şiraz’da kaleme alınan Teşrîh-i Beden-i İnsandır. Daha çok Teşrîh-i Mansûrî, yani “Mansûr’un Anatomisi” adıyla bilinen bu Farsça eser; insan iskeletini, sinirlerini, kaslarını, toplardamarlarını ve atardamarlarını renkli tam beden çizimleriyle anlatmaktadır.
Eserin müellifi Mansûr bin İlyâs, XIV. yüzyılın sonları ile XV. yüzyılın başlarında yaşamış İranlı bir hekim ve tıp yazarıdır. Kaynaklarda tam adı Mansûr bin Muhammed bin Ahmed bin Yûsuf bin İlyâs olarak geçer. Doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte yaklaşık 1390–1410 yılları arasında eser verdiği kabul edilmektedir.
Şirazlı hekim Mansûr bin İlyâs
Mansûr, dönemin önemli bilim ve kültür merkezlerinden biri olan Şiraz’da, hekimler ve bilginler yetiştiren bir aile içinde yetişti. Anatomi bilgisini yalnızca kendi gözlemlerine değil; Hipokrat, Aristoteles, Galenos, Râzî, İbn Sînâ ve Cürcânî gibi önceki hekimlerin oluşturduğu büyük tıp mirasına dayandırdı.
Bu nedenle Mansûr’un önemi insan anatomisini ilk kez keşfetmiş olmasından kaynaklanmaz. Onu tıp tarihinde öne çıkaran özellik, yüzyıllar boyunca aktarılan anatomik bilgileri sistemli bir Farsça metinde toplayarak renkli tam beden şemalarıyla açıklamasıdır.
Mansûr’un iki önemli tıp eseri bilinmektedir. Bunlardan biri genel tıp konularını ele alan Kifâye-i Mansûrî, diğeri ise kendisine asıl ününü kazandıran Teşrîh-i Beden-i İnsandır.
Eser ne zaman yazıldı?
Kitabın yazılış tarihi konusunda kaynaklar arasında küçük farklılıklar bulunmaktadır. Bazı kataloglarda 1386, bazılarında yaklaşık 1390, kimi araştırmalarda ise 1390–1396 tarihleri verilir. Bu nedenle eserin XIV. yüzyılın sonlarında yazıldığını söylemek daha doğru ve ihtiyatlıdır.
Kitabın günümüze ulaşan bütün örnekleri Mansûr’un kendi elinden çıkmış özgün nüshalar değildir. Eser, XV. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar farklı hattatlar ve ressamlar tarafından tekrar tekrar çoğaltılmıştır. Günümüzde kütüphanelerde bulunan nüshalar arasında renk, yazı, figür ve anatomik ayrıntılar bakımından farklılıklar görülür.
Dolayısıyla internette paylaşılan her levha için “Mansûr bin İlyâs’ın 600 yıllık özgün çizimi” demek doğru olmayabilir. Daha doğru ifade şudur:
Bu çizimler, yaklaşık altı yüzyıl önce meydana getirilen Teşrîh-i Mansûrî anatomi geleneğinin farklı tarihlerde çoğaltılmış yazma nüshalarına aittir.
İslam dünyasının ilk resimli tam beden anatomilerinden biri
Teşrîh-i Mansûrî, İslam dünyasında insan bedeninin ana sistemlerini ayrı ayrı tam boy figürlerle gösteren bilinen en eski eserlerden biri kabul edilir. Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi, kitabı insan bedeninin bütününü gösteren resimler içeren bilinen ilk İslam dünyası anatomi metni olarak tanımlamaktadır.
Eser için zaman zaman “dünyanın ilk renkli anatomi atlası” ifadesi kullanılmaktadır. Ancak bu niteleme açıklama gerektirir. Mansûr’dan önce de tıbbî ve anatomik çizimler bulunuyordu. Eserin asıl yeniliği; kemik, sinir, kas ve damar sistemlerini renkli, düzenli ve tam boy insan figürlerinden oluşan bir dizi halinde sunmasıdır.
Kitap yaklaşık kırk yazma varaktan meydana gelir. Bir girişin ardından beş ana anatomik sistem incelenir:
- Kemikler
- Sinirler
- Kaslar
- Toplardamarlar
- Atardamarlar
Son bölümde ise kalp, beyin ve diğer “bileşik organlar” ile ceninin oluşumu ele alınır.
İskelet sistemi levhası
Eserin kemikler bölümünde insan iskeleti tam boy olarak gösterilir. Figür genellikle arkadan çizilmiş, baş ise olağan dışı biçimde geriye doğru çevrilmiştir. Böylece kafatası, omurga, göğüs kafesi, kollar, eller, leğen kemiği, bacaklar ve ayaklar tek bir şema üzerinde gösterilmeye çalışılmıştır.
Kitabın bazı nüshalarında kafatasındaki dikişleri, üst çene kemiklerini ve dişlerin yerlerini gösteren daha küçük yardımcı çizimler de bulunmaktadır.
Bu iskelet levhası modern bir anatomi atlasındaki gibi ölçülü ve gerçekçi değildir. Kemiklerin sayısı, büyüklükleri ve birbirleriyle ilişkileri kimi yerlerde hatalıdır. Buna rağmen insan iskeletini bir bütün olarak öğretme amacı taşıyan önemli bir görsel araçtır.
Beyin, omurilik ve sinir sistemi
Paylaşılan tarihî levha kitabın en dikkat çekici sayfalarından biridir. İnsan figürü arkadan gösterilmiş; baş aşırı biçimde geriye çevrilmiş, beyin şematik bölümlere ayrılmış ve omurilik gövdenin ortasında uzun bir sütun halinde çizilmiştir.
Omurilikten çıkarak omuzlara, kollara, gövdeye ve bacaklara yayılan siyah, kırmızı, sarı ve yeşil çizgiler çevresel sinirleri temsil eder. Böylece beyin ve omurilikten başlayan sinir ağının bütün bedene yayıldığı anlatılmaya çalışılmıştır.
Mansûr, sinirlerin hem duyusal hem de hareketle ilgili görevlerinden söz eder. Dönemin Galenosçu anatomi anlayışına uygun olarak yedi çift kafa siniri ile otuz bir çift omurilik sinirini ele alır. Günümüzde on iki çift kafa siniri kabul edildiğinden Mansûr’un sınıflandırması modern nöroanatomiyle tamamen örtüşmez. Bununla birlikte merkezi sinir sistemiyle vücuda dağılan sinirler arasındaki ilişkiyi tek bir şekil üzerinde göstermesi son derece değerlidir.
Kas sistemi
Kaslar bölümündeki tam boy figür, diğer levhalardan farklı olarak çoğunlukla önden gösterilir. Kaslar, ayrıntılı lif yapılarıyla değil, bedenin belirli bölgelerine yerleştirilmiş şematik parçalar halinde tasvir edilir.
Mansûr’un kaslara ilişkin bilgisi önemli ölçüde Galenos ve İbn Sînâ geleneğine dayanır. Kaslar, insanın iradeli hareketlerini gerçekleştiren yapılar olarak ele alınır; sinirlerle kasların işlevleri arasında bağlantı kurulmaya çalışılır.
Çizim modern kas anatomisine göre eksik olsa da baş, boyun, göğüs, karın, kol ve bacak kaslarının bir bütün halinde düşünülmesine yardımcı olmuştur.
Toplardamar sistemi
Toplardamar levhasında damarların vücuda yayılışı gösterilir. Dönemin tıp anlayışına göre toplardamarların merkezi karaciğerdi. Besinlerin karaciğerde kana dönüştüğü ve toplardamarlar aracılığıyla vücuda dağıtıldığı kabul ediliyordu.
Bu görüş bugün geçerli değildir. Modern tıp, kanın kalp tarafından pompalanarak kapalı bir dolaşım sistemi içinde hareket ettiğini göstermiştir. Ancak William Harvey’nin kan dolaşımını bilimsel olarak açıklaması XVII. yüzyılda gerçekleşmiştir. Mansûr’un kitabı ise bundan iki yüzyıldan fazla bir süre önce yazılmıştır.
Bu nedenle toplardamar çizimini günümüz bilgileriyle ölçmekten çok, XIV. yüzyıl hekimlerinin insan bedenini nasıl kavradığını gösteren tarihî bir belge olarak değerlendirmek gerekir.
Atardamar sistemi
Atardamar levhasında kalpten çıktığı düşünülen damarların başa, gövdeye ve uzuvlara dağılışı resmedilir. Atardamarlar çoğunlukla kırmızı veya koyu kahverengi çizgilerle belirtilmiştir.
Galenosçu tıp anlayışında atardamarların yalnızca kan değil, yaşamsal ruh veya “hayatî nefes” taşıdığı düşünülüyordu. Mansûr’un açıklamalarında da bu geleneksel fizyoloji anlayışının izleri görülür.
Atardamar ve toplardamarların ayrı levhalarda gösterilmesi, bedenin damar ağını sınıflandırma yönünde önemli bir gelişmedir. Ancak çizimler modern dolaşım sistemi bilgisini temsil etmez.
Gebe kadın ve rahimdeki cenin
Teşrîh-i Mansûrî’nin en tanınmış çizimlerinden biri, rahim içindeki cenini gösteren kadın figürüdür. Bu levha, kitabın sonuç bölümünde ceninin oluşumu ve bileşik organlarla birlikte yer alır.
Bazı araştırmacılar, iskelet, sinir, kas ve damar çizimlerinin daha eski şematik geleneklerden etkilenmiş olabileceğini; gebe kadın tasvirinin ise Mansûrî geleneğinin daha özgün katkılarından biri olduğunu düşünmektedir.
Ancak bu resim de doğrudan gözleme dayanan gerçekçi bir embriyoloji çizimi değildir. Cenin, yetişkin insanın küçültülmüş bir biçimi gibi resmedilmiş; rahim ve annenin iç organları şematik olarak yerleştirilmiştir. Buna rağmen hamileliği ve cenin gelişimini anatomi kitabının parçası haline getirmesi, dönemine göre dikkat çekici bir yaklaşımdır.
Figürler neden çömelmiş ve başları geriye çevrilmiştir?
Mansûrî çizimlerinin en ayırt edici özelliği, insan figürlerinin çömelir veya bağdaş kurar biçimde gösterilmesi ve başlarının aşırı ölçüde geriye çevrilmesidir.
Bu duruşun birkaç muhtemel nedeni vardır. Figürün çömelmesi, insan bedenini dar ve uzun bir yazma sayfasına sığdırmayı kolaylaştırmış olabilir. Bacakların iki yana açılması, kasık bölgesine uzanan damar ve sinirlerin daha açık gösterilmesine yardımcı olmuştur. Başın geriye çevrilmesi ise ağız, çene, boyun ve kafatasının aynı görünüş içinde resmedilmesini sağlamış olabilir.
Benzer figürler Orta Çağ Avrupa ve Asya yazmalarında da görülür. Bu çizimler bazen “beş resim dizisi” veya “İskenderiye şemaları” adı verilen eski bir anatomik resim geleneğiyle ilişkilendirilmektedir. Bununla birlikte geleneğin tam olarak nerede doğduğu ve İslam dünyasına hangi yollarla geçtiği kesin değildir.
Çizimler kadavra incelemesine mi dayanıyor?
Mansûr’un insan kadavraları üzerinde düzenli diseksiyon yaptığına ilişkin kesin bir belge yoktur. Eserin anatomik bilgileri büyük ölçüde Galenos, İbn Sînâ ve diğer eski hekimlerin kitaplarına dayanır.
Bu nedenle çizimler doğrudan bir kadavra karşısında hazırlanmış gerçekçi resimler değil, metinlerde aktarılan bilgileri görselleştiren öğretici şemalardır. Organların büyüklükleri, omur sayıları, damarların yönleri ve sinirlerin dağılışı modern anatomiyle bütünüyle uyuşmaz.
Fakat bilim tarihindeki bir eseri yalnızca bugünkü bilgilerle yargılamak doğru değildir. Teşrîh-i Mansûrî, kendi döneminin bilgi birikimini düzenlemiş ve öğrencilerin beden sistemlerini görerek öğrenmesine imkân veren önemli bir eğitim aracı oluşturmuştur.
Vesalius’tan yaklaşık 150 yıl önce
Avrupa’da modern anatominin en önemli dönüm noktalarından biri, Andreas Vesalius’un 1543’te yayımladığı De Humani Corporis Fabrica adlı eseridir. Vesalius, doğrudan insan diseksiyonlarına dayanan ayrıntılı çizimleriyle Galenos’un birçok hatasını düzeltti.
Mansûr’un eseri Vesalius’un ulaştığı bilimsel ve görsel gerçekçilik düzeyinde değildir. Ancak ondan yaklaşık 150 yıl önce insan bedeninin ana sistemlerini ayrı renkli levhalar halinde sunmuştur. Bu durum, Orta Çağ İslam dünyasında tıbbî bilginin yalnızca tercüme edilmediğini; sınıflandırıldığını, yorumlandığını ve görsel öğretim malzemesine dönüştürüldüğünü göstermektedir.
Bilim, tıp ve sanatın ortak sayfası
Teşrîh-i Mansûrî, yalnızca eski bir anatomi kitabı değildir. Eser, insanın kendi bedenini anlamaya yönelik uzun ve zorlu arayışının tarihî belgelerinden biridir.
Mansûr bin İlyâs’ın çizimlerinde beyin, omurilik, sinirler, kemikler, kaslar ve damarlar, bugünkü anatomi atlaslarında gördüğümüz kesinlikle değil; XIV. yüzyılın bilimsel dili ve estetik anlayışıyla karşımıza çıkar. Yanlışları, eksikleri ve sembolik anlatımları bulunmasına rağmen eser, anatomik bilgiyi görselleştirme tarihinde büyük önem taşır.
Altı yüzyılı aşan bu sayfalara baktığımızda yalnızca eski bir insan figürü görmeyiz. Bilginin kuşaktan kuşağa aktarılışını, farklı uygarlıkların birbirlerinden öğrenmesini ve insanın kendi bedenine yönelttiği bitmeyen merakı da görürüz.
Bilim, tıp ve sanat, Teşrîh-i Mansûrî’nin sararmış sayfalarında hâlâ birlikte yaşamaktadır.
Not: Hazırlanan kolajın merkezinde paylaşılan tarihî sinir sistemi levhası esas alınmıştır. Çevresindeki iskelet, kas, damar ve cenin panoları, eserin farklı bölümlerini tanıtmak amacıyla Mansûrî yazmalarının üslubundan hareketle hazırlanmış temsili canlandırmalardır; tek bir özgün yazma nüshasının sayfaları değildir.

















































